bölümünde tarihi ve kültürel bağlarının da etkili olacağı sıkı ekonomik ilişkiler kuracaktır. Euro'ya geçilmesinin de etkisiyle İstanbul bu bölgede büyük bir finans merkezi olacaktır. Türkiye, enerji koridoru ve bir ölçüde enerji terminali özelliğinin yanı sıra, Batı Avrupa-Çin güzergâhındaki ulaşımdan da önemli yararlar sağlayacaktır. ABD, Çin, Hindistan ve Rusya ile ekonomik ilişkileri teknolojik boyutu da içerecek şekilde yoğunlaşacaktır. Diğer taraftan Türkiye'nin o dönemdeki gelişmişlik düzeyine göre de göreli olarak yüksek sayılacak bir düzeyde dış yardım sağlaması ve dünyada kalkınma ve kurumsallaşma sürecine katkıda bulunması beklenmelidir.
Ekonomik gelişmenin temel amacı toplumsal refah olmalıdır. Dolayısıyla 2023'te ulaşılacak ekonomik büyüklükler ancak toplumsal refahı artırıyorsa anlam taşıyacaktır. Bu da sosyal ve kültürel alanlarda kapsamlı ve yaygın gelişmeler gerektirmektedir. Bu sağlanmadan özellikle Bilgi Ekonomisi çağında ekonomik gelişme de sürdürülemez. 2023'te AB üyeliğine rağmen sosyal alanda karşı karşıya bulunulan durum ekonomik alana oranla çok daha zorlu olacaktır. Eğitimde, önümüzdeki kısa süre içinde ciddi bir atılım yapılacağı varsayımıyla, yeni kuşaklar için uluslar arası sertifikasyon, akreditasyon ve kızların katılımı alanlarında gelişme sağlanacak ama daha önceki kuşaklar büyük sorunlar yaşayacaktır. Bu sorunlar başta kadınlar için olmak üzere istihdama da yansıyacaktır. O tarihte Türk işgücünün diğer AB ülkelerinde çalışma olanağı bulması beklenir ama buna rağmen daha önceki kuşakların kalifikasyon eksikliğinden kaynaklanan sorunlar sürecektir. Bu nedenle 2023'te çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfusa oranı pozitif kalmaya devam edecek olmakla birlikte işsizlik yeterince düşük olmayacaktır. Sosyal güvenlik alanında daha önceki dönemlerden gelen açıkların olumsuz etkisi hissedilmeye devam edecektir. Sağlık alanında ileri tedavi kapasiteleri artacak ama bu kapasitelerin kullanımı, dolayısıyla eşitlik açısından aynı ölçüde gelişmeyecektir. Bölgelerarası eşitsizlik ise, ekonomik faaliyetlerin diğer AB üyesi ülkelerin KOBİ'lerinin de katılımıyla ülkenin büyük bölümüne yayılması sonucu göreli olarak azalacaktır. Ayrıca bir bölümü ileri teknolojili olan rekabet kutupları ek istihdam ve ihracat sağlayacaktır. Türkiye'ye göç baskısı olacaktır.
Geçmişte ve bugün gelişmeyi kısıtlayan şu kritik faktörler daha az ölçüde de olsa 2023'te de etkili olmaya devam eden faktörler arasında yer alacaktır: kayıt dışı faaliyetlerin yüksekliği; yetersiz kurallılık; başta kamu kesiminde olmak üzere liyakata dayalı görev dağılımı bakımından belirgin yetersizlik; sürekli yenilenme ve öğrenmede geride kalmak; sosyal gelişme düzeyinin, özellikle de eğitim alanında nitelik ve yaygınlık açısından AB ortalamasına göre belirgin ölçüde geride kalması; geleceği yeterince tasarlayamamak; birlikte karar alma yeteneğinin zayıflığı; özel sektördekiler de dâhil olmak üzere, hiyerarşik yönetim yapılarının katılığı ve siyaset-rant ilişkisinin varlığını sürdüren unsurları. Dolayısıyla 2023'te, AB üyeliğinin ve dünya ekonomisindeki yoğun rekabetin gerektirdiği sosyal gelişme ve yönetişim yapıları alanında kayda değer yetersizlikler varolacaktır. Bu ve diğer kısıtlar 2023'e ilişkin iyimser seçeneği geçersiz kılmamaktadır. Uluslar arası deneyimler de bu yaklaşımı doğrulayan örnekler içermektedir. Örneğin bugün başarılı bir gelişme süreci yakalamış olan İspanya'nın birkaç on yıl önceki ekonomik yapıları ile Türkiye'ninkiler arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır. .
Sonuç olarak, Bilgi Ekonomisinin gerektirdiği temel politikaların uygulanması kaydıyla Türkiye ekonomisi varolan potansiyelini kullanıp artırarak Cumhuriyet'in 100. yılında dünya ekonomisinin ana gelişme sürecinden kopmadan ilerleyebilecektir. Bunu yaparken aynı zamanda küresel Bilgi Ekonomisi sürecinin 2023'ten sonraki on yıllarında başarılı olmak için ihtiyaç duyacağı yapı ve özellikleri de |