|
ilgili bütün tarafların en azından tartışmaya katılmalarına olanak sağlayacak bir ortamın oluşturulmasıdır. TBMM'de kabul edilecek metni halkoyuna sunma vaadi önemlidir. Ancak, ilk üç öğenin eksik kalması, halkoyunun yalnız başına meşruluk açığını kapatmasına ve yeni metnin uygulamada etkililiğinin sağlanmasında yeterli olamaz. Unutmamak gerekir ki, halkoyunda çoğunluk kuralı, metnin hazırlanmasına katılımda ise çoğulculuk kuralı geçerlidir.
3) "SİVİL ANAYASA" TAKINTISI
"Sivil anayasa" deyince hemen akla şu geliyor: Sivil olmayan Anayasa ne demektir? Anayasaları sivil olan ve olmayan olarak sınıflandırıp anlamlandırmak kolay değil. Çünkü Anayasa Hukuku'nda, anayasalar sivil olan-olmayan yerine, yapım tarzının ne denli demokratik olduğuna, asli kurucu iktidarın ya da türev kurucu iktidarın nasıl oluştuğuna göre ve hukuk devleti ilkelerini yansıtıp yansıtmadığına göre değerlendirilir. Bu bakımdan "sivil Anayasa" deyimini Türkiye koşullarında anlamlandırmalıyız. "Sivil" sözcüğü, anayasalardan çok, hakları niteler ("civil rights": medeni haklar, kişi özgürlükleri). Yeni anayasa için mutlaka bir sıfat kullanmak gerekirse, bunu "çağdaş anayasa" olarak nitelemek daha yerinde olur. Zira, çağdaşlık nitelemesi, anayasa hukukunun 21. yüzyıl başı itibariyle sahip olduğu kazanımların tümünü (demokratik, sosyal, insan onurunu eksen alan, hukukun egemenliğine dayanan vs.) yansıtan kapsayıcı bir çerçevedir.
Halkın (sivilin) taleplerini yansıtan ya da daha hukuki bir deyimle bütün yurttaşların beklentilerini yansıtan bir metin dediğimiz zaman, özellikle Avrupa ve Amerika'da kullanılan bir deyime gönderme yapmak gerekir: "Anayasal yurtseverlik". Nitelik olarak "toplumsal mutabakat" deniyor, toplum üyelerinin beklentilerinin "ortak uzlaşma belgesi" olması düşünülen anayasaya yansıtılması isteniyor. Burada iki sorun var: bireylerin bir metinde kendilerini görebilmesi, "elden geldiğince kucaklayıcı kurallar"ın konmasıyla mümkün. Kuralların konmasına katılım ise, aidiyet duygusunu pekiştirir.
Bu bakımdan, "anayasal yurtseverlik", "anayasal yurttaşlık" bağlamında, hukuk devleti hedefinde bu içeriği tartışabiliriz. Yurttaşlar şöyle diyebilmelidirler: "Bu anayasa, benim haklarımı güvence altına alan bir metindir". Anayasanın yapılış sürecine elden geldiğince geniş kesimlerin ilgi ve bilgisini de katmak önemli. Hedef sivil bir anayasa ise, o zaman sivillerle yapmak durumundayız. Ama burada şu ikinci ayrım karşımıza çıkıyor: acaba bu işi bürokratlar ya da siyasal şahsiyetler mi kotaracak, yoksa uzmanların, parlamentoya giremeyen grupların, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin, ilgili kurumların katkısı da olacak mı? Örneğin, birçok kurumun yapısı gözden geçirilmek durumunda. Acaba bu kurum üyelerine sorulacak mı, "Siz, kendi deneyimlerinize göre, bu kurumun nasıl düzenlenmesini istersiniz" diye. Kısacası, içerik yanında yöntem konusu üzerinde de ciddiyetle durmak gerekir.
"Türkiye ilk kez sivil anayasa sahibi olacak" söylemini de test etmeliyiz. "Sivil anayasa" deyiminin Anayasa Hukukunda geçerli varsayılması durumunda, 61 ve 82'nin yapım tarzları tartışılabilir. Fakat 1921 ve 1924 Anayasaları ise belki demokrasi açısından tartışılabilir, ama sivil olmadıkları söylenemez. Hatta, 1924 Anayasası'na Atatürk `ün el yazısıyla hazırladığı metin bile, hak ve özgürlük özneleri (sahipleri) bakımından "Türkiyeliler" deyimini kullandığı göz önüne alındığında, 1924`te oylanan metnin Atatürk `ün kendi önerilerinin bile gerisine düştüğü söylenebilir. Kendimizi sivil modasına kaptırıp, anayasal tarihimizi de örtbas edemeyiz . Bu açıdan şu düzeltme yapılmalı: Evet sivil söylemi, 61 ve 82 deneyimleri göz önüne alınınca, askeri olmayan anlamında, askeriyenin gücünü azaltmak ve bazı konularda tamamen kaldırmak anlamında vurgulanabilir belki. Ama anayasal deneyimlerimiz ışığında, "çağdaş anayasa" söylemini öne çıkarmak daha önem taşıyor. |
|
|