|
B) 2007 SEÇİMLERİ SONRASI
Seçimler sonrası gündeme gelen Anayasal girişim, demokratikleşme ve sosyalleşme gereksinimini perdelememelidir. Çünkü, uzun soluklu bir çalışmayı gerekli kılan Anayasa revizyonu sonuçlanıncaya kadar yasa yoluyla, demokrasi ve insan haklarının önündeki engeller ayıklanmalıdır.
1) ÖNCELİKLER SIRALAMASI
22 Temmuz seçimleri, demokratikleşme sancısı ve İH sorunsalı gölgesinde yapıldı. Bağımsız adaylar furyası ve Meclis'e giren bağımsız aday sayısı, % 10'luk baraj nedeniyle demokratikleşme sancısının tipik bir göstergesidir. TCK 301 sendromu ekseninde ifade özgürlüğü sorunsalı da, İH'nın temellendirilememiş olmasının yansımasıdır. Bu sorunlar ile AB'nin, 23. dönem TBMM'sinden beklentileri arasında belirgin bir örtüşme olduğu da bilinmektedir. TBMM'nin yasama takvimini bu önceliklerin belirlemesi gerekirken, yeni Meclis henüz göreve başlamadan ortaya atılan "sivil anayasa" söylemi, gündemi kaplamış bulunmaktadır. Kuşkusuz anayasal arayış haklı ve meşru olmakla birlikte, öncelikler sorununun çözüme bağlanması da, yöntemi aşan önemde bir konudur. Daha açık bir ifadeyle, bugüne kadar yapılan anayasa değişikliklerinin uygulamaya sadece kısmen yansımış olması ya da hiç yansımamış olmasının başlıca nedeni, Yasama(ve Yürütme) organlarının ihmallerinden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan, anayasal arayışlar, hangi kapsamda olursa olsun, anayasa altı düzenleme ve uygulamalarla kaydedilebilecek demokratikleşmeye ve İH alanındaki ilerlemeye gölge düşürmemelidir. Bu nedenle, TBMM'nin öncelikli gündemi, belli başlı yasaların yeniden ele alınarak düzeltilmesi olmalıdır.
2) ÖNCELİK VE İVEDİLİK TAŞIYAN YASALAR
Yakın zamanda Anayasa'nın dernekler, sendikalar, siyasal partiler ve seçimlere ilişkin birçok maddesi gözden geçirildi. Fakat yenilikler, uygulamaya yeterince yansımadı. Neden? Şöyle ki, Anayasa'yı uygulama aracı yasalardır. Bu çerçevede TBMM'ye düşen, ilgili yasayı yeni Anayasal düzenlemeye uyumlu kılmak ya da yeni bir yasa çıkarmaktı. Hatta Anayasa'da bu yönde açık bir emir yer almasa da, yeni ve mevcut hükmü uygulanabilir kılmak için, yasayıcı yasa çıkarır; adı üstünde, varlık nedeni bu.
Acaba bu gereklilikler, 20 yıllık Anayasal değişikliklerde ne ölçüde karşılık buldu?
1995 Anayasa değişikliği, tipik bir dönüm noktası: "yeni bir Anayasa" vaadini de içeren söylemler, 1991 yasama seçimlerini damgalamıştı. Hatta siyasal partiler, seçim kampanyalarını 1982 ile hesaplaşma üzerine kurmuştu. Yeni TBMM ise, bu heyecana karşın, sadece kısmîAnayasa değişikliğini ancak yasama dönemi biterken gerçekleştirebildi (1995). Değişikliğin uygulamaya yansıması ise, çoğu zaman ilgili yasaların çıkarılmasına bırakıldı. Örneğin, "Yurtdışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla, kanun uygulanabilir tedbirleri belirler." (m. 67/2). Fakat TBMM, kendisine verdiği görevi dahi yapamadan seçimlere gitti.
1999'da seçilen 21. dönem Parlamentosu, gerçekleştirdiği 2001 değişikliklerini uygulamaya yönelik "uyum yasaları" çıkardı. 22. dönemde AKP, bunları belli bir aşamaya getirdi. Ne var ki, bunlar genellikle çeşitli kanunlarda değişiklikler içeren "torba kanun" adı verilen usulle gerçekleştirildiğinden, genel olarak birtakım iyileştirmeler sağlandı; fakat, zaten uyumlu olmayan mevzuat daha da çelişkili ve darmadağın hale geldi.
Ancak, 22. dönem TBMM'sinin asıl eksiği, Anayasa'nın m. 13 (sınırlandırma ve güvence) ve 14 (kötüye kullanım yasağı) gibi yenilenen - |
|
|